Görünüşe göre masaüstü bilgisayar kullanıyorsunuz.. Masaüstü görünümüne geçmek ister misiniz?

EVET HAYIR
08 Haziran 2017 13:41
Propolisle dünyayı iyileştiriyor

Ürettiği propolis ürünü ile kemoterapinin yan etkilerini engellemeyi başarabilen ve dünyadaki bilim camiasında hatırı sayılır bir yer edinen Erciyes Üniversitesi Seyrani Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Silici, Türkiye gibi bir ülkede başarılı bir kadın olmanın kolay bir serüven olmadığını söyledi.

Arı ürünlerinin terapatik kullanımı anlamına gelen ‘apiterapi’ alanında uzmanlaşan Prof. Dr. Sibel Silici, başarılı akademik kimliğinin yanı sıra, ‘nutral therapy’ markası altında ürettiği, şimdilik propolis yakın zamanda ‘arı ekmeği’ (Latince adıyla ‘perga’) ürünleri ile doğal yoldan sağlıklı olmanın yolunu açıyor. Ürettiği arı ürünleri ile girişimcilikte de başarılı olduğunu kanıtlayan Prof. Dr. Sibel Silici söyleşisinin ayrıntıları şöyle:

“Akademisyenliğin yanında girişimciyim“

Asıl işiniz akademisyenlik, kendinizi girişimci sayıyor musunuz?

Tabi ki kendimi bir girişimci sayıyorum. Aslında bu bir serüven; yıllarca uluslararası, ulusal araştırmalar yaptım, makaleler yazdım. Bunların hepsi, sayısız ödüller, sayısız plaketler hep dolaplarımda vardı. Biri sorduğunda bunları büyük bir onurla bunları gösteriyordum ama dolaplarda kalmaması gerektiğine inandım. Bir konuda uzman olduğunuzu düşünüyorsanız, elinizde bir çıktı olmalı. Bu ödüller, makaleler de çıktı elbette ama insan sağlığına faydalı olacak somut bir şeyler olmalıydı. Sahip olduğum bilgi açısından böyle bir ürün yapma şansım vardı. Hemen kolları sıvadım, 25 yılın birikimiyle, dünyada ülkemiz için rekabet edebilecek, Türkiye’de de en iyisi olacak bir ürün yapmam gerekiyordu. Böylece ürünümü hazırladım ve arenaya çıktım.

“Bilim insanlarının dolapta saklı yayınları ürüne dönüşmeli”

Ürününüz nedir?

Propolis. Propolis ağaçların yaprak ve çiçek tomurcuklarını kışın havalar soğuduğu zaman mikro organizma saldırısından ve de soğuktan korumak için içinden ürettiği çok özel bir reçinedir. Bitkinin sekonder metabolitidir. İşte bu tomurcuğun etrafı bu reçine ile kaplanır ve bir kış boyunca yağıştan, mikroorganizmalardan, her şeyden korur o tomurcuğu. Ta ki, ilkbahar gelip de o tomurcuğun üzerindeki reçine eriyip tomurcuklar açana kadar. Bu kıymetli maddeyi bal arısı alır, içine çok kıymetli enzimlerini katar, ki bunu daha çok hijyen amaçlı kullanır. İşte bizim bahsettiğimiz propolis budur. Her şeyden önemlisi bitkinin kendini koruması ve arının da peteği mikroorganizmalardan koruması için kullandığı şeydir propolis. Yüksek lisansta bal ürünleri çalışmıştım, sonra yurt dışına kongrelere gittiğimde apiterapinin ne kadar önemli olduğunu anladım. 90’lı yıllarda Türkiye’de arıcılar propolis bilmezlerdi. Sonra doktora tezimde propolis ve farmakolojik aktivitelerini çalıştım. Ne zaman ki ben Amerika’ya gittiğimde rektör bana ürününüz var mı diye sordu, o zaman bir afalladım. Ne ürünü diye düşündüm ve döndüğüm zamanda aslında ne demek istediklerini çok iyi anladım. Çünkü o kadar değerli bilim insanlarımız ve onların o kadar değerli araştırmaları, projeleri, yayınları var ki, hep dolaplarda saklı. Bunlar ancak ürüne dönüştüğü zaman farkındalık oluşturabilir. Araştırmalarımla elde ettiğim ürünleri çevreme vermeye başladım, çok yoğun talep gelince laboratuar olarak bunu karşılayamaz olduk ve Teknopark’taki yerimizi aldık.

Ürünün en büyük farkı zeytinyağında çözünmesi

Türkiye’de artık bu alanda bir sektör var ama tüketicinin şüpheleri de var. Her üretici benim ürünüm iyi diyor. Sizin ürününüzün diğerlerinden farkı nedir?

Evet, propolisin bir piyasası oluştu. Henüz çok derin değil ama böyle bir sektör var. Propolisin ekstraksiyon haline getirilmesi, tüketicinin kullanabilmesi için en önemli aşamalardan biridir. Ekstraksiyon yapılırken de çözücüler kullanılır. Bu çözücüler arasında etil alkol propolisi en kuvvetli şekilde çözen bir solüsyondur. Bununla birlikte propilen glikol, gliserol gibi alkol türevleri de bulunmaktadır. Üzerinde gliserol yazdığı zaman tüketici bunu anlamıyor, gliserin zannediyor. Bir kere tüketicilerimizin bu konuda aydınlanması gerekiyor. Bu üç çözücü dışında, alkol kullanmayan tüketiciye hem sağlık hem dini amaçlı, alternatif oluşturmak için suyu ekstrat olarak kullananlar var. Taşı nasıl suya koyarsınız ve çözünmez, yalnızca taşın rengi bulanır, propolis de öyle; suda çok küçük miktarda fenolik maddeler çözülür ki, etil alkolle kıyasladığınız zaman 20’de 1 oranındadır. Şu anda sektörde kullanılan su ekstratları ise yüzde 1. Yani 99 mililitre su, 1 mililitre propolis. Sıfır etki. Yani bir şişenin hepsini içseniz, çok küçük miktarda fayda sağlayabilirsiniz. Bir müddet sonra su aktivitesi de çok yüksek olduğu için içerisinde küfler, mayalar üremeye başlıyor ve tüketiciden şikayet üstüne şikayet geliyor. Aslında propolis anti bakteriyel, antimikrobiyaldir. Ama siz 99 mililitre su koyup 1 mililitre propolis koyarsanız o kadar suya nasıl etki etsin. Bir de propilen glikolin kanserojen ve irritan etkisini düşününce biraz sıkıntılı bir piyasaydı. Biz yola çıkarken hepsini değerlendirdik. Hatta yüksek lisans öğrencim tüm piyasa ürünlerini topladı, satın aldık ve laboratuvar da hepsinin aktivite testlerini yaptık. Sonuçta ben bu yola çıkarken öyle bir ürün yapmalıydım ki, 25 yıllık tecrübenin sonucu olarak hem kullandığım çözücü insan sağlığına çok iyi hitap etmeliydi hem de başlı başına faydalı olan propolisten en iyi şekilde yararlanılmalıydı.

Türkiye’de ilk kez propolisin etkileri araştırılacak

Biliyorsunuz ülkemiz zeytin cenneti ve çok kaliteli zeytinyağları yapılıyor. Zeytinyağını her zaman yemeklik olarak düşünmemek gerekir. Biz, özellikle soğuk sıkım, polifenolü çok yüksek, hiç işlem görmemiş zeytinyağını kullanıyoruz. Onun kendi başına polifenol içeriği bambaşka, propolisle bir araya geldiğinde süper bir güç haline geliyor. Daha da önemlisi katkısız bir ürün. Çünkü bugün obezite, kanser, kalp hastalıkları, damar sertliği ve hatta kısırlığın temelinde yatan en önemli neden hep bu katkı maddelerinin vücudumuza fazla miktarda alınmasından kaynaklı. Dolayısıyla müthiş iki doğal ürünü bir araya getirdim. Üniversite olarak proses patentini de aldık. Şu an da tüm bitkisel yağlar ve propolisin bir arada kullanabilmesi ilgili patent bizde. Ayrıca Sağlık Bakanlığından onaylarımızı da aldık. Şu anda projemizi bekliyoruz. Bu yazdan itibaren, dünyada ikinci, Türkiye’de ilk; propolisin insanlar üzerindeki etkilerini araştıracağız.

Ürün helal sertifikasına sahip...

Dünyada zeytinyağını da çözündürerek elde edilmiş bir başka ürün yok değil mi?

Hayır, yalnızca biz yaptık. Hatta helal sertifikamızı da aldık. Ürünümüze Ortadoğu’dan ciddi bir talep geliyordu. Satış yaparken her kıtanın isteklerini ayrı ayrı değerlendirmek durumundasınız.

“Propolis aktardan alınmamalı”

Bütün bu bilgilere rağmen tüketiciye öneriniz ne olur, propolis ya da ürünlerini alırken nelere dikkat etsinler?

Bu sorunuza yanıt vermek için üretici kimliğimi geriye iterek, akademisyen kimliğimle yanıt vereceğim. Öncelikle mutlaka eczane ürünlerinin kullanılması gerekir. Aktarlar bu konuda çok sıkıntılı. Çoğu zaman bitkilerin isimlerini bile doğru bilmiyorlar. Tüketiciler de bunları kafasına göre kullandığı için karaciğer toksikasyonu ya da böbrek sorunları ile karşı karşıya kalıyor. Hatta çok ciddi boyutlara ulaşmış hastalıkların kapısı açılıyor. Dolayısıyla aktar ürünlerinden uzak durmalarını öneriyorum.

‘Gıda işletmecisi ruhsatı’ değil ‘gıda takviyesi ruhsatı’ aranmalı

Bir de ‘gıda işletmecisi ruhsatı’ değil, ‘gıda takviyesi ruhsatı’ alınmış olmalı. Gıda takviyesi ruhsatı aldığınızda, ürünün endikasyonlarını yani etkilerini belirtemiyorsunuz. Yani gıda takviyesi üretmişseniz, şu hastalığa iyi gelir deme şansınız yok. Ama ben akademisyen olarak yaptığım araştırmalardan dolayı ürünün kanser ya da diğer hastalıklara etkilerinden söz edebilirim. Piyasadaki çoğu ürün gıda işletmecisi ruhsatı alıp, gıda takviyesi ruhsatı almadığı için endikasyon ve yanlış dozlarda bilgilendirme yapıyorlar. Böylesi durumlar da propolise olan güveni sarsıyor. Bu kadar kıymetli bir ürünün neredeyse ayaklar altına düşürülmesi kadar facia bir durum yoktur. Bazen büyük büyük firmalar ve aldıkları reklamları görüyorsunuz. Ama reklamlarda doğru şeyler söylenmiyor, bu bir pazarlama stratejisi olduğu için abartılı lanse ediliyor. Bir de neden gıda olarak çıkarıyorlar da takviye olarak çıkarmaktan imtina ediyorlar. Çünkü gıda takviyesi daha sıkı denetlenir ve onlar o denetlemeye girmek istemiyorlar. Bu konuda uyanıklık yapıyorlar.

“Her bünyeye aynı doz uygulanamaz”

Üçüncüsü de çözündürüldüğü maddeye dikkat etmek lazım. Alkol ve alkol içeren çözündürücüleri saymıştık, bunlar zaten sağlığa zararlı. Suda çözündürmek de propolisten faydalanmanın önüne geçiyor. Bir de doz meselesi var. Üreticiler nereden öğrenmişlerse on damla deyip geçiyorlar. Çocuğa da on damla, hastaya da, yaşlıya da Ancak kişinin yaşına ve sağlık durumuna göre dozlar değişkenlik gösterir. Dolayısıyla tüketiciyi olmayacak yöntemlerle kandırıyorlar.

“Akademisyen olmam tüketicilere güven sağlıyor”

Akademisyen kimliğiniz tüketicinin güvenini sağlıyordur zannımca?

Tabi ki. Propolisle ilgili yaptığım çalışma 1 değil, 2 değil. 25 yıldır bu alanda o kadar çok çalıştım ki, hangi noktada açık oluşacağını bilirim. Üründen önce dosyalar dolusu yayın yapıyorsunuz ve benim yayınlarımın çoğu da uluslararası. Uluslararası yayın yapmak kolay değil, gerçekten ciddi sonuçları olmalı ki uluslararası yayınlansın. Yıllardır yurt dışından beni bu çok sayıda konferansa davet ediyorlar. İstiyorum ki 25 yıldır emek verdim ve bu yanlış kullanılmasın, tüketici yanıltılmasın.

“İlk hedefimiz kemoterapi hastaları”

Propolisin faydaları nedir?

Buna yine akademisyen kimliğimle yanıt vereceğim. Propolis konusunda, ekstrasyonunun ve her şeyin optimum yapıldığını varsayarsak, birinci hedef kitlemiz kemoterapi alan hastalar. Ürün, kemoterapinin etkinliğini artırıyor ve yan etkilerini ortadan kaldırıyor. Kanser için zaten doktor kontrolünde kullanılan ilaçlar var. Ancak yan etkileri çok ağır. Sağlıklı deney hayvanları bile bu yan etkiyi kaldıramadı. Kemoterapide bulantı, kusma, iştahsızlık, ishal başta olmak üzere çok sayıda yan etki ortaya çıkıyor, propolis bu konuda şahane. Çok sayıda kullanıcı var, onların geri dönüşleri de bu yönde. Mesela pek çoğu tümörün küçüldüğü yönünde de dönüşlerde bulunuyor. Çünkü tümörün çevresindeki mikro çevreyi daralttığı, makrofajları uyarıp bağışıklık sistemini güçlendirdiği için bu yönde çok olumlu etkileri var.

Bağışıklık sistemini düzenliyor

Kanser hastalarında aynı zamanda bağışıklık sistemini düzenler. Yükseltmek farklı bir şey, düzeltmek daha farklı bir şey. Yükselttiğiniz zaman pek çok otoimmün hastalıkta başarı elde edemezsiniz. Ama olması gerekene getirmeniz en sağlıklı ve güzel olanıdır, zaten propolis de bunu yapıyor.

Kas ve romatizmal hastalıklarda başarılı

Bir diğeri kas hastalıkları ve romatizmada; romatoid artridde kullananlarda çok başarılı. Çünkü antienflamatuar ve anestetik etkisi çok yüksek. Hastalar her şeyden önce ağrıyı kestiğini ve çok rahatlattığını söylüyorlar.

Sık enfeksiyon geçirenler için tedavi edici

Bir diğeri de sık enfeksiyon geçiren hastalarda faydası var. En son çocuklarda yaptığımız klinik bir çalışma var, ki dünyada klinik çalışma sayısı onu geçmez. Ve bu çalışmalardan birini de biz yaptık. Çocuklarda üst solunum yolları enfeksiyonlarında hem bakteriyel hem viral etkinliğine baktık. Özellikle viral enfeksiyonlarda çok başarılı olduğunu gördük. Bu çalışma şu anda yayın aşamasında.

Antibiyotikten daha güçlü

Antibiyotik kullanılmamasını, çünkü yaygın olarak kullanılan antibiyotiklerden çok güçlü hatta onlarla yarışır kadar etkili olduğunu gördük. Özellikle Bakanlığımızın tavsiyesi üzerine 4 yaş diyoruz tabi ki çok önemli. Çocuklarda üst solunum yolları ve idrar enfeksiyonlarında rahatlıkla kullanılabilir.

“Öksürük şurupları öldürüyor”

Daha da önemlisi; bugün biliyorsunuz öksürük şurupları var. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) öksürük şuruplarından uzak durun diye tüm dünyada avaz avaz bağırıyor. Çünkü bunların etkisi olmadığı gibi, ilerde daha büyük sağlık sorunlarına yol açtığı biliniyor. Ülkemizde farkındalığı bile yok. Dolaplarda bir öksürük şurubu var ve çocuk ufacık öksürse hemen içiriliyor. Ama bal ile birlikte propolis öksürük için inanılmaz etkili. Hem çocuğun gece öksürüğü ortadan kaldırılır hem de propolisin antibiyotik etkisi nedeniyle tedavi edicidir. Tüm dünyada trend böyle, artık ilaçların yan etkilerinden uzak durup doğal, güvenilir elden çıkan ürünlere yönelmek gerekiyor.

Ürün yalnızca eczanelerde ve internet satışı var

Ürününüze nasıl ulaşacaklar?

Şu anda Akdeniz, Ege Bölgesinde Bursa civarındaki eczanelerde ürünümüz var. Bu ağ yavaş yavaş büyüyor. Tahmin edersiniz ki birden büyüme insanı birazcık sıkıntıya sokabiliyor. Ama onun dışında internetten Hakkari’nin, Kırıkkale’nin de bir köyünden de çok rahatlıkla sipariş edilebilir. Ayrıca daha güzel bir özellik, ben fırsat bulduğum sürece bu müşterilerimizin sorularına da cevap veriyorum. Bu, internetten mesaj şeklinde olabilir, fırsat buldukça telefonla olabilir.

Tüketici olarak ‘kalitesiz bal’ diye bir tanım duyuyoruz. Bu propolisi de etkiliyor mu?

Balın propolis ile alakası var da propolisin bal ile alakası hiç yok. Petek gözleri propolis ile sıvandığı için daha sonra içerisine bal konulduğu zaman o faydalı fenolikler bala da geçiyor. Bana bir faydası oluyor ama bal ile hiçbir alakası yok.

“Propolisin de temizi önemli”

Türkiye propolis üretimi konusunda nerede?

Bizim arıcılarımız genellikle balı biliyor. Bal ürettiği zaman onun için iş bitti. Ben onlara yıllardır diğer arı ürünlerini satıp kendilerine artı bir ek gelir sağlamalarını söyledim. Örneğin, propolis ürettiğiniz zaman bal üretemezsiniz diye bir şey yok ki. O zaten mevcut kovanınızda. Yapacağınız şey onu sıyırmak temiz bir poşete koyup alıcıya ulaştırmak. Yeter ki kovanınızda antibiyotik kullanımayın, pestisit bulaşmasın, yani temiz ürün üretin. Şu anda en büyük sıkıntı arıcılar içerisinde antibiyotik, pestisit, hatta asfalt kalıntısı, naftalin bulunan ürünleri alıcılar sıyırıyorlar. Hatta bir arıcı yorum yazmış, ‘Ben kovandan propolisi aldım, sonra da gidip eczaneden metanol aldım. Alkol deyince etanol, metanol ayrımı bilmiyor ki. Metanolün saf hali kör eder insanı. Metanolü üzerine bir bardak karıştırdım, onu süzdüm, isteyen hastalara bunu veriyorum’ diyor. Dolayısıyla tüketicilerimiz arıcılardan, aktarlardan ve gıda takviye sertifikası olmayan ürünlerden uzak dursunlar.

Dolayısıyla siz propolisi alırken testten geçiriyorsunuz.

Propolisin fiyatlanmasının da en büyük nedeni budur. Propolis bize tanıdığımız üreticiden geliyor, biz bunu çok sayıda testten geçiriyoruz. Antibiyotik, pestisit, kalıntı, ağır metal, toksikolojik analiz Ve bunların hepsi bir maliyet tahmin edersiniz. Bunlardan geçtikten sonra da bu sefer kalite testine giriyor. Mum, reçine içeriği de test edildikten sonra üretime geçiyor. Almazsa çöpe gidiyor.

Temiz propolis bulmak zor olmuyor mu, çünkü kimyasal ilaç (pestisit) kullanımı çok yaygın.

Siz diyorsunuz ki, bitkiler ilaçlanıyor, propolis de bu ilaçlanmış bitkilerden mi alınıyor. Hayrı, böyle değil. Ülkemizde en büyük propolis kaynağı kavaktır. Ben özellikle kavağı tercih ederim çalışmalarımda. Eğer kavak değilse kafeik asit, fenetik, ester içermiyorsa ben o propolisi zaten hiçbir ürünüme katmam. Kavak propolisin üstünlüğü de buradan gelir. Kavak zaten ilaçlanan endüstriyel olarak da çok faydalanan bir ağaç olmadığı için, bir bulaşıklık yok. Eğer etraftaki arazilerde yoğun bir pestisit kullanımı yoksa propolisde de bir sıkıntı olmaz.

Perga yakında satışta...

Bundan sonra girişimciliğe dair hedefiniz nedir?

Çok yakında üçüncü ürünümüz geliyor. Onun ismi de ‘perga’. Perga şuanda piyasada da mevcut. Vitamin, mineral, omega, doymamış ya asidi bakımından inanılmaz kompleks bir ürün. Yine bir bal arısı ürünü, tamamen doğaldır.

Perga aslında Arı Ekmeği demektir. İngilizcesi ‘bee bread’ Latince adı ‘perga’dır. Bal arısı yavrularını beslemek için çiçeklerden polenleri alır, çiçek polenidir haliyle. Arının tükürük enzimleri karıştığı zaman artık arı poleni olur. Siz kovana bir tuzak takarsanız, bu tuzaktan geçerken arılar o polenleri düşürür, siz de toplarsanız arı poleni elde etmiş olursunuz. Tuzak takmazsanız aldığı polenle koloni içerisine geçerse petek gözlerine o poleni basar. Bu poleni basarken de hep tükürük, enzimatik bir sirkülasyon başlar içerisinde. Üzerine birazda bal koyar bozulmasın diye. Çünkü kovanın içerisi 37-40 derecedir. Siz protein içeriği çok yüksek ürün koyuyorsunuz. Enzim sirkülasyonu şart hem de bal şart koruyucu olarak. Sonra bu petek gözünde polen fermente olur. Biliyorsunuz ki fermente ürünler harika ürünlerdir çünkü laktik asitleri çok fazladır. Biliyorsunuz bir takım probiyotik yoğurtlar var. Onlardan daha güçlü bir şekilde probiyotik içeriğine sahip olur. İşte bahsettiğim perga budur. Hem arının önce çiçek poleni, sonra ona arı enzimlerinin karışması sonra üstüne bir de balla fermente olma durumu, sonuçta laktik asit bakterileri, bifido bakteriler bir araya gelince bağırsak floramız için çok gerekli olan bakterileri elde etmiş oluruz. Şu anda ar-ge çalışmaları devam ediyor, raf çalışmaları ve kalite çalışmaları devam ediyor. En geç altı ay içerisinde bu ürün de hazır olacak.

“Katkı maddesi kullanmamak için raf ömrünü kısa tutuyoruz”

Ürünlerin raf ömrünü uzatmak için katkı maddesi kullanmıyor musunuz?

Raf ömrünü ona göre ayarlıyoruz. Ürünlerimde kimyasal madde, katkı maddesi istemiyorum. Ürünüm bozulacaksa üç ay içerisinde bozulsun, altı ay içerisinde bozulsun. Zaten son yıllarda moda olan, bozulan üründen korkmamak. Ben ne olursa olsun ticari kazanç için asla koruyucu katkı maddesi kullanmadım, kullanmayacağım da...

“İnsana ihanet etmeyen tek şey bilgi”

25 yıldır bir hayli yoğun çalışmışsınız, hem iş hem aileyi idare etmek zor olmadı mı?

21 yaşında bir kızım var. Gazi üniversitesi İngilizce Tıp Bölümünde okuyor. Onu görüp tanıyanlar hep bana çektiğini söylüyorlar. O da çalışkan galiba (Gülmeler) O da bana pek çok konuda destek olmaya çalışıyor. Benim hayatım hep bilim oldu. Hep bilimsel çalışmalar oldu. Beni hep bu tür işler mutlu etti. Kızıma da hep şunu söylemişimdir. 'Hayatta herkes size ihanet edebilir, arkadaşınız edebilir, dostunuz edebilir, kardeşiniz edebilir, aile fertlerinden biri ihanet edebilir. Bir tek şey size ihanet etmez o da çalışmak.' Siz çalıştığınız, okuduğunuz, ürettiğiniz zaman misliyle alırsınız geri dönüşünü. Sizi hiç yanıltmaz ve bir yerde o bilgiye kullanırsınız. Size asla ihanet etmeyecek tek şey bilgidir.

“Türkiye’de kadın olmak dezavantajlı”

Kadın girişimciliğin zor kısımları ve avantajları nelerdir?

Bir erkek gibi bakmadığınız için diğer renkleri görebiliyorsunuz. Bence en önemli özelliklerden biri de budur. Erkekler biraz da bu olaylara siyah beyaz bakıyorlar. Kadınlarda doğanın bütün renklerini görebilme ruhu var. Bir değişiklik katıyor, bir ruh katıyor, bir ahenk katabiliyor yaptıkları işlere. Ancak Türkiye koşullarında kadın olmanın dezavantajları avantajlarını hep katlayarak geçiyor. Onu mutlaka söylemek lazım. Her şeyden önce ciddiye alınmak çok önemli bir konu. Ben bu konuda avantajlıyım çünkü akademik kimliğim bu girişimciliğimi daha ön plana çıkarıyor. İkisi büyük bir güç haline gelebiliyor. Ciddiye alınmak sorununu çok yaşamıyorum ama sizi akademik olarak bir yere koyabiliyor ama ticarete geldiğinde karşısında bir erkek bekliyor. Size bilgi sorduğu zaman tamam hiçbir sıkıntı yok. İş, para ve alışverişe geldiği zaman karşınızda bir erkek görmek istiyor.

“Türkiye’de kadın akademisyen olmak kolay değil”

Akademik camiada kadın olmak

Türkiye’de kadın akademisyen olmak çok kolay değil. Çünkü bizim geleneksel bir yapımız var. Türk ailesinde kadının yeri bellidir. İş hayatında yıllarca çaba ile çalışmayı hak etmiş ve bunu şimdi yapabilen kadın profilimiz var bizim. Tabi ki bu gücü elimizden kaybetmek istemiyoruz bizler doğal olarak. Bu gelenekleri de değiştirmek o kadar zor ki... Evde ki kadın profili dışarıya çıktığı zaman kendini daha kolay yansıtabiliyor. Görüyorsunuz ne kadar başarılı iş kadınlarımız var, zehir gibi Dünyada bile artık kadın CEO’lar daha fazla para kazanıyor. Kadının o zekasını ve potansiyelini dışarıya çıkarabildiğimiz zaman gerçekten önüne geçilmeyecek müthiş başarılar elde ediliyor. Ama erkekler yine geleneksel ve ataerkil yapıdan dolayı kadının güçlü olmasını istemiyor. Çünkü kadın maddi özgürlüğünü eline alırsa söz sahibi de olmuş oluyor. Erkek de kadının evde söz sahibi olmasını istemiyorlar. Ya da işyerinde kadın patronu kabullenemiyor, güçlerine gidiyor. Bir kadından emir alıyor olmaları ağırlarına gidiyor. Halbuki bu profesyonel bir bakış açısı aslında. Hepsini demiyorum, mutlaka farklı bakanlar ve destek olanlar vardır ama biz bunu hala Türk erkeğinde aşamadık.

“Yurt dışında akıl gücü ön planda”

Yurtdışı tecrübeniz var, oradaki akademik camiada durumlar nasıl?

30-40 Avrupa ve dünya ülkesi görmüş biri olarak kadının iş hayatında çok daha özgür, rahat olduğunu düşünüyorum. Arap ülkelerinde bu sıkıntı var, Ortadoğu ülkelerinin bazılarında var. Erkek kadın diye bir ayrım yok. Orada akıl gücü ön planda, kimin akıl gücü ön planda ise o olsun gibi bir zihniyet var. Bu da onları tabi ki daha ileriye götürüyor. Bizde kadınlar baskılandığı için bu potansiyel ortaya çıkamadığı için aslında biz daha geri plandayız.
Bilim insanlarının kendilerine vakit ayırmadığına dair bir algı var. Bilimle uğraşan kadın olunca bu daha da göze batabiliyor.
Ben hiç öyle düşünmüyorum. Laboratuarda kot pantolonum ve salaş tişörtümle elbette çok daha rahat ediyorum. Ama bir profesör olarak, kanaat önderi olarak, kadın olarak pek çok kişinin bizim sözlerimizi, davranışlarımızı örnek aldığının farkında olarak; kariyerimize yakışır biçimde hem bakımlı hem de güzel giyimli olmaya çaba harcıyorum.

“Yeni nesil masa başında oturup çok kazanmak istiyor”

Sizin arkanızdan gelen bilimle ilgilenen öğrencilere, özellikle hemcinslerinize önerileriniz neler?

Bu bizim için iç yarasıdır. Eskiden içerisinde bilim aşkı olan kendini adayabilecek insanlar daha çoktu akademide. Şimdi bakıyoruz biraz da iş kaygısıyla bilimsel araştırmaya çok da meyilli olmayan çok da istemeyen işe girip maaş alabilirim, para kazanabilirim düşüncesiyle akademiye gelen çok fazla öğrenci var. Ne yazık ki yüksek lisans da kendini gösteremedikleri için bu akademik çalışmaları götüremeyeceklerini anladıkları için terk edip gidiyorlar. Hasbel kader doktoraya geçenlerin çoğunda da bu istek, bu özveri yok. Akademik hayat bir yaşam şeklidir ama çoğunda göremiyoruz; armut piş ağzıma düş, hazırcılar. Biz çok az iş yapalım ama çok fazla para kazanalım. Son zamanlarda gençlerin en büyük arzusu bu; mümkünse masa başında otursunlar ama en çok maaşı da onlar alsın. Yok böyle bir dünya.

Amaç: ‘dünya insanı’ olmak

Diğer dünya ülkelerine gittiğiniz ve zihin gücünün ne kadar önemli olduğunu gördünüz zaman gençlere söyleyebileceğiniz bu oluyor. İnsanlar neye sahiplerse yetenekleri ölçüsünde bunu verime dönüştürmeleri gerekiyor. Akademik anlamda da bilimle uğraşıyorlarsa sadece profesör titri elde etmek için değil de gerçekten iyi bir bilim insanı olmak için çok okuyacaklar, dünyada yapılacak çalışmaların farkında olacaklar. Sadece belli çalışmalar içerisinde kalırlarsa Türkiye’den dışarı çıkamazlar, gidip bir ülkede sunum yapamazlar. Ne zaman başka ülkeler tarafından davet edilip uzmanlığınız konusunda konuşturuldunuz, işte o zaman bir dünya bilim insanı olmuşsunuz demektir. Ya da yaptığınız bilimsel çalışmalara atıflarla ne kadar bahsediliyorsunuz, işte o zaman dünya insanı olmuşsunuz demektir.

“Hedeflerime ulaştığım için şükrediyorum”

Ben 2005 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından ‘Genç Bilim Kadını’ unvanı aldım. Propolisin insan sağlığı üzerine faydalı etkilerini gösterdiğim ve kanıtladığım için. Elbette başarılı bir kadın olmak kolay bir serüven değildi. Özellikle erkek akademisyen arkadaşlarım, zaman zaman kadınlardan bile çok sıkıntı yaşadığım olmuştu. Ama benim bir prensibim vardı; çok çalışmak, ileriye bakmak. Etrafımdaki insanların ne dediği, neyle ilgilendiği, benim için ne konuştuğu hiç önemli olmadı. Sadece işimi iyi yapmak kaygısındaydım ve akademiye girerken de tek bir amacım vardı: Türkiye’de çalıştığım alanda bir numara olmak, dünyada da sayılı olmak. Bu hedefime ulaştığım için gerçekten şükrediyorum ve çok mutluyum. 

Selma Kara